Istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ağustos 2015 Çarşamba

3 saat

Bu İstanbul nasıl bir şehir. Seviyorum sevmesine (ve hatta çok seviyorum elbette) ama insanın sabrını uzun uzun ince ince test ettiği zamanlar arkama bakmadan kaçmak istiyorum (ama kolay kolay elinden bırakmıyor öyle zamanlarda da tabii ki :)) Dün yine düştüm tuzağına. Normalde trafiğe kalmıyorum akşamları. Özellikle dikkat ediyorum buna çünkü İstanbul'un en amansız trafiğine sahip olan Şişli'den çıkış yapıyorum her akşam ve köprü geçiyorum. Dün günlük rutinim aksadı ve ofisten gecikmeli çıktım. Ve tahmin edin ne oldu. Eve varışım 3 SAATİ buldu!!
 
Normalde 3 saatte neler yapıyorum neler. İstanbul'dan Bursa'ya anacığımın kollarına gidiyorum mesela (2,5 saatte), 2 film seyredebiliyorum, kızımla baş başa sürüyle craft aktivitesi yapıyorum, İstanbul'daki evimin kapısı ile Antalya arasındaki mesafenin neredeyse yarısını kat ediyorum (Daha yeni denedim biliyorum, abartı yok), 30 km koşuyorum (Yani bi nevi ev-iş arasını koşarak gelebiliyorum). Hatta ve hatta evimden 5 dakikaya ulaşabildiğim Sabiha Gökçen'den mesela Gaziantep'e, mesela Amsterdam'a, mesela İtalya'ya gidebiliyorum :)) Böyle düşününce çok çılgınca geliyor değil mi :)
Ve işte bu nedenle dün eve vardığımda (gün geceye çalarken) terapi köşemi kurdum hemen. Hamağıma yerleştim. Kitaplarımı limonatamı aldım yanıma. Ömer Hayyam'ın rubailerini derleyen bu kitabını (geçen sene sanırım) okumuştum ama yeterince hissedememişim okurken. Amin Maalouf'un Semerkant eserini okuyunca öyle bir hayranlık yerleşti ki içime bir kez daha okumaya karar verdim. Ömer Hayyam'ı ve hayatını bilerek rubailerini okumak çok daha zenginleştirici bir deneyim bence. (Hayyam'a nereden geldik, ha evet! Üstteki fotodan) Konumuza geri dönecek olursak, işte böyle bir şehir bu İstanbul. Oyunu onun kurallarına göre oynadın oynadın, oynamayınca parmağında maymun eder :) Şükürler olsun ki böylesi durumlar çok nadir oluyor. Bu arada, bu bir şikayet yazısı değil. Biraz size laf atmak istediğim için, biraz da beraber gülelim diye yazdım. İnsanın hem işini hem evini çok sevmesi öyle büyük bir lütuf ki, bu ikisinin arasında arada trafiğe kalmış lafı bile edilmez. Hatta hayata karşı nankörlük olur. Şükürler olsun ki hiçbir zaman şikayet eden bir tabiatım olmadı.
Son bir fotoyla daha size bugünkü selamımı bitireyim. Bu da geçen pazar gününün bol kahveli, bol köpüklü, bol sohbetli ve bol sevdiklerimli bir anından. Hadi kalın sağlıcakla, hayat sizi sıkı sıkı kucaklasın ve tatlı tatlı öpsün yanaklarınızdan.

1 Haziran 2015 Pazartesi

İstanbul için 1 günlük gezi güzergahı önerisi

Epeydir aklımdaydı İstanbul'da özlediğim yerleri dolaşmak. Sonunda, geçtiğimiz günlerden birinde fırsat bulunca heybeyi attım sırtıma ve başladım aklımdaki sıralamaya göre gezmeye. Bu rotayı size de öneriyorum. 4 durak var, dördü de çok güzel ve birbirine çok yakın olması itibariyle de ulaşım anlamında kolay bir güzergah. 1. durak olarak Pierre Loti'den başladım. Bir kahve ve kitabımın sayfaları eşliğinde huzur dolu dakikalar geçirdim önce. Burası bence İstanbul'un güzel teraslarından birisi. Şehrin ortasındaki köy kahvesi gibi.

Bir mekanda kırmızı pötikare masa örtüsü olacak ve o mekan sıcacık olmayacak.
Yok bence öyle bir şey.  


 Yol üstünde Eyüp'te rastladığım muhteşem çiçekçi.
2. durak Fener Rum Lisesi. Pierre Loti'den araba ile 5 dk mesafede. Burası muazzam bir yapı. Gerçek değil sanki, masaldan fırlamış gibi. Balat'ta, Haliç'e hakim bir tepede yerleşik bu bina.

3. durak ise Fener Rum Lisesi'nden sonra yine araba ile 5-7 dk'da ulaşabileceğiniz Kariye müzesi. Burası muhteşem bir kilise, harika mozaikleri var.  Bu dükkan kiliseye çıkan yol üzerinde minik sevimli bir minyatür dükkanı.

 Kariye'nin içinden. Adem ve Havva'nın cennetten kovuluşu.

Ve dördüncü durak, 1453 Panorama Müzesi. Benim gezdiğim gün İstanbul'un fetih yıldönümü olduğu için buraya özellikle gittim. Kariye ile arası 15 dk kadar.

Bu müze de çok etkileyici. Bundan 4 yıl önce Defnem 3 yaşındayken götürmüştüm onu. O günden bu yana bir şey değişmemiş. Herkesin görmesi gereken yerlerden birisi.

Panorama kubbesinden bir detay. Kubbenin detay görüntülerini cafecraftistanbul periscope hesabımdan görebilirsiniz.

Müzenin dışı. Ben bunları kısa kısa birer güzergah önerisi olarak yazdım ama şehrin bu dörtlüye ev sahipliği yapan tarafı sayısız zenginlikle dolu. Umarım bir gün yolunuz düşer. Daha önce düştüyse de umarım yeniden düşer. Tarihi ve kültürü ile çok zengin bir şehir olan İstanbul'un güzelliklerine doymak mümkün değil gerçekten.

28 Nisan 2015 Salı

Özlediğim İstanbul

Bu yazı yüksek dozda özlem duygusu altında kaleme alınmıştır. Japonlar'da 'Paris sendromu' diye bir hastalık var. Kafalarında Paris imgesini o kadar büyütürlermiş ki, günün birinde gittiklerinde hayal kırıklığı yaşayıp geçici depresyona girerlermiş. İlk duyduğumda çok şaşırmıştım. Son dönemde düşünüyorum da bence İstanbul'un yaşayanları, yani İstanbullular için de 'İstanbul sendromu' diye bir hastalık olmalı. İstanbul'da yaşayan, şehrine aşık ama şehriyle bütünleşemeyen insanların yaşadığı duygusal boşluk için böyle bir tanımlama uygun olur bence. Bizim şehrimizin bir eşi var mı? Bence yok. Buna gönülden inananlardanım ama gelin görün ki, nazı kaprisi de çoktur İstanbul'un. Her an dipsiz bir kuyusuna düşebilirsin. Ben şahsen 'Kaç kaç' psikolojisi ile yaşıyorum bu şehirde. 'Trafikten, kalabalıktan, kuyruklardan kaç' Üniversitede ayda 1 veya 2 pazar günü belirleyip çantamı sırtıma atar, sabahın 07:00'sinde yollara düşer ve her seferinde bir başka semtini yürüyerek keşfederdim. Farklı mekanlar, farklı insanlar ama hepsinde aynı olan büyüleyici atmosfere doyamazdım. Pierre Loti'den Haliç'i seyrederken mutluluktan ağladığım anları biliyorum. Ama şimdilerde çok uzak kaldığımı hissediyorum ve bunun eksikliğini de hissediyorum. Zaten kötü olan, eksik olanın eksikliğini artık hissetmemek değil midir? Bu duygulara böyle nereden daldın derseniz, İstanbul Life'in sayfalarını karıştırırken ve şehrin ne kadar muhteşem bir şehir olduğunu hatırlarken içime doldu bu his. Zaten biliyordum bunu, hissediyordum ama birden bedene bürünüp önüme dikildi sanki. Bugünden tezi yok, özlediğim yerlere atacağım kendimi. Belki birkaçını yazarım buradan. Sevgiyle kalın.

24 Ağustos 2014 Pazar

İstanbul

      Görsel http://istanbulfotolari.wordpress.com/ sitesinden alınmıştır.
 
İstanbul... Sen o kadar güzelsin ki... Ve ben sana o kadar aşığım ki! Biliyorum, ömrüm sana doymaya hiçbir zaman yetmeyecek. Hergün yeniden özlüyorum seni. Seninle yan yana, baş başa olmak sana yakınlaştırmıyor. Sen hep özlenensin. Önce imparatorların, sonra sultanların gözdesi... Payitaht... Dersaadet... Şu ismin güzelliğine bir bakın: Dersaadet... Mutluluk kapısı... Çünkü İstanbul gerçekten mutluluğun kapısıdır. Fatihine müjdelenmiş bir şehirdir O! Ama gitmek gerek ona sık sık, Galata'sına, Sarayburnu'na, Bebek'ine... Ciğerlere çekmek gerekir havasını, koklamak gerek kokusunu ve her göz kırpışa bir anını hapsetmek gerek. Arada günlük hayhuy arasında unutuverirseniz birden aklınıza gelir bu şehir ve eksikliğini hissedersiniz. Bir de kitaplar yok mu kitaplar! O'nu anlatan kitaplar... Okudukça O'na olan özleminizi arttıran kitaplar. Planlı olmadı ama son dönemde üst üste geldi, İskender Pala'nın Mihmandar'ını okudum; Eyüp Sultan'a bir daha gitmem farz oldu. Ahmet Ümit'in Sultan'ı öldürmek'ini okudum; surları, Rumeli Hisar'ını bir de o gözle gezmek icap ediyor şimdi. Tarihi ayrı güzel, bugünü ayrı. Asil şehrim... Bense bir güvercin gibiyim tepende dönüp duran ve seni seyretmeye doyamayan.

6 Haziran 2013 Perşembe

Lavantaların ve yaseminlerin zamanı / Time for lavenders and jasmins

İstanbul... Sen o kadar güzel bir şehirsin ki! Her mevsimin ayrı güzel. Nisan ayında laleler şenlendirdi dört bir yanı, rengarenk. Bir sabah uyandığımızda laleler gitmiş, güller ve acem halıları sarmıştı etrafı. Derken orman gülleri ve kamelyalar okşadı ruhumuzu. Şimdilerde yaseminler, lavantalar ve hanımellerinin kokularının keyfini sürüyoruz. Bu cümbüş böylece erguvanlar, manolyalar ve bilimum farklı çiçekle devam edecek, taa yaz sonuna kadar.
--
Istanbul... You are such a beautiful city ! Every season has a different beauty in you. In april, tulips coloured all around. Then suddenly, we realised that we are surrounded by the roses and mesembryanthemums, followed by camellias and rhododendrons. Now, we are enjoying the fascinating smells of lavenders, jasmins and honeysuckles. This celebration will continue with cercis siliquastrums and magnolias, until the very end of the summer.
   
Yaseminin kokusu muh-te-şem ! / The smell of jasmin is wonderfull.
Doğaya kaçış / Escape to nature
Meleğim yükseklerde uçuyor, salıncakta sallanırken ayaklar özgür olmalı / My angel is flying high. When swinging, feet has to be free.
Yaşama azmi her yerde / The strive to live is all around
Ve elma hasadı yaklaşıyorrr :) / And the apple harvest is getting closer :)
Çocukların en sevdiği çiçekler / Most beloved flowers of kids
 
Yediveren gülleri / A special type of rose that has at least 7 blossoms at the same time

Şarkıda dediği gibi 'Çilekler, kirazlar ve melekler baharı öpüyor'/ As it says in the song 'Strawberries, cherries and then angels kissing spring'
Begonyaları unutmamak lazım / Begonias are not to be forgotten




İstanbul'un martıları (Dürüst olmak gerekirse sesleri her zaman ürkütmüştür beni) / Seagulls of Istanbul (To be honest, I am always scared by their screams)


Meraklı martı, içeri girmeye çok istekli / Curious seagull, she is very keen to get inside
Lavanta filizleri, daha önce lavantalara karşı obsesif olduğumu söylemiştim değil mi ?  / Lavender sprouts, I did tell you that I am obsessive about lavenders, didn't I ?

5 Haziran 2013 Çarşamba

Yolda - 2 / On the road - 2

İşte biz İstanbulluların hayatının hem çok keyifli hem de çok sıkıntılı olmasının sebebi; köprü :) Hergün bu köprüden geçtiğimiz için güzelleşiyor ruhlarımız ve hergün bu köprüden geçtiğimiz için trafikte işkenceye dönüyor hayatımız :) Ama yine de köprü, yani Boğaz, olsun mu olmasın mı diye sorarsanız, yüzbin kere olsun, milyon kere olsun !
--
This is the reason why our lifes, as the habitants of Istanbul, are so joyfull and painfull at the same time; the bridge :) It is because everyday we pass this bridge, our souls get more beautiful and lifes turns into torture in the traffic :) But anyway, if you ask if I prefer a life with the bridge (The Bosphorus) or not, my answer is definitely, yes with the bridge !


31 Mayıs 2013 Cuma

Günün Keşfi: Mrs Cupcake / The find of the day: Mrs Cupcake

 
Sıradan ve birbirine benzer şeylerle arası bozuk olan tek ben miyim bilmiyorum ama bugün çok orjinal bir yer keşfettim. Şişli Trump Towers normalde sadece iş yemekleri veya yemekli toplantılar için tercih ettiğim bir yerdi. Bugün de Capital Dergisi ile röportajımız için otoparktan yukarı çıkarken çok özel, minik ve çok sevimli bir cupcake butiği keşfettim. Şimdi Trumph'a daha sık gitmek için yeni bir nedenim var.
--
I do not know if it is only me who is bored of 'sameness' and 'repetition' but today, I have discovered a cafe which is just the opposite. Trumph Towers Shopping Mall in Şişli is a place which I visit only for obligatory reasons; business dinners or formal meetings. Today, I was there again for a business meeting and I discovered a very unique, cosy place which is a cupcake boutique. Now I have a new reason to go there with non-obligatorys reasons as well.
 
Kurucusunun Şirin Uzdiyen Sayın isimli genç bir bayan olduğunu öğrendiğim (ve hatta kendisiyle de tanıştığım) bu mini cafe hemen ilk bakışta aşkla sarfedilmiş bir emeğin ürünü olduğu izlenimi veriyor. Duvardaki gazete küpüründe Şirin Hn'ın borsacı olduğunu, o işi bırakıp çok istediği bu işi denemeye giriştiği yazıyor. Hayallerinin peşinden giden insanları takdir etmemek mümkün değil.
--
The founder Şirin Uzdiyen Sayın is a young lady who left her previous job as a broker and followed her dream job of cupcake business. It is impossible to adore that kind of enterpreneur people who have courage to follow their dreams.
 
Çok şirin değiller mi ? / Aren't they so cute ?
Kutulara bayıldım / The craft boxes are very nice. 
Minicik ama ruhu olan bir yer / Tiny in terms of sqm but it has a soul

Ulaşmak isteyenler için iletişim bilgileri burada / For those of you who want to contact, here are the contact details 
Bu kutuların hepsinden istiyorum / I want all of these boxes



Fırından yeni çıkmış / Just out of the owen





Bu küçük boyların 4 adeti 12 TL / 4 pcs for appx 4,3 €
 
Yolunuz o tarafa düşerse uğramayı unutmayın. Web sitesine buradan ulaşabilirsiniz.  / Do not forget to pop in if you ever go to Trumph. Please click here to visit their web site.