12 Aralık 2014 Cuma

Yeni mutfağımdan kareler

Gri ve yağmurlu bir cuma sabahına uyandık bugün. Bu kasveti dağıtmak için rengarenk fotolar paylaşmak istiyorum sizinle. Son dönemde yazdığım gibi bizim evde bir değişim ve yenileme süreci var. Bu süreç mutfakla başladı. Uzun zamandır hayalini kurduğum vintage büfe geçtiğimiz ay geldi ve ona ayrılan alana yerleşti. Tel dolaplı alt bölüm ile üstteki terek farklı yerlerden. Terek anneanne ve babaannelerimizin mutfaklarının baş köşesiydi eskiden. Şimdi yeniden moda oldu. Çok da iyi oldu. Tabakları böyle açık rafta sergileme fikri çok hoş. İçimdeki lavanta aşkını fotoda bolca görüyorsunuz. Vintage büfenin sol ve sağ üst köşelerinde yenilerini www.ibeking.com'dan aldığım,  eskilerini ise çeşitli eskicilerden topladığım demlikleri görüyorsunuz. Yine sağ üst köşedeki şişelerin de bir kısmı yeni olmakla birlikte büyük olanlar eskicilerden topladığım yaşlanmış zeytinyağı şişeleri. En üstteki bakır kupalar geçen haftaki Gaziantep gezimden alınma. En önde üst üste ve kapalı şekilde duran ikili fincan set de Bomonti Bit Pazarı'ndan. O kadar zarif ve şıklar ki, çayı onlarla içmek cam bardakla içmekten daha keyifli geliyor.

Büyük grup lavantalarımı, siklamen çiçeğimi ve succulentlerimden birini masanın üzerine yerleştirdim.  

Bu resmi kızım bu tahtaya çizeli neredeyse iki yıl oldu. Silmeye kıyamıyorum.  

Mutfak camlarından birinin önünü kaktüslerime ayırdım.   

Bu açık takma raf sistemini bolca kullanıyorum. Epey bir ek alan imkanı sağladı bu raflar. Koçtaş, Tekfen gibi yapı marketlerde var. Rafa takıyorsunuz ve hemen kullanıma hazır hale geliyor.  


Bir diğer takma rafı da kupalarım için astım. 



Yeşil demlik! Antalya'da bir eskici/antikacıda bulana dek varlığını hayal bile edemezdim.  

Renkler ve desenler


Bu terek işini kimler yeniden gündeme getirdiyse kendilerine buradan kocaman bir teşekkür :) Bu güzel rafı bana Handizayn'dan Emel ablam yaptı. Çok güzel başka ahşap ürünleri de var. İlgi duyanlar kendisini facebook ve instagram üzerinden handizayn adı ile bulup takip edebilirler. Günün karanlığı umarım biraz dağılmıştır. Mutlu cumalar ve harika bir hafta sonu tatili diliyorum sizlere.

10 Aralık 2014 Çarşamba

Defnili Zehra Dergi'nin yeni sayısında

Defnili'ye bir sözüm vardı. Uzun zamandır beni dergilerde gazetelerde gördükçe anne ben de dergilere çıkmak istiyorum diyordu. Ben de onu da çıkaracağıma söz vermiştim. Şimdi kızımın yaptıkları Zehra Dergi'nin yeni sayısında :) Bu konu Zehra Dergi'de yer alan üçüncü dosyam aslında. İlk ikisi kitabım 'Kağıttan'da yer alan projeler üzerineydi. 'Oyun ve Çocuk' konulu bu yeni sayı için de davet alınca Defnili'ye verdiğim sözü tutmak için güzel bir fırsat oldu bu. Defnili yaptı, ben de fotoğrafladım. Ortaya bu sayfalar çıktı.

Sırada kızıma verdiğim bir başka söz var. O da annesi gibi atölye yapmak istiyor. Cimcimeler bir araya gelip güzel bir atölye yapacaklar bizim evde. Atölyemizin adı 'Arkadaşım olur musun' olacak. Çeşitli hayvan figürleri yapacaklar beraber ve kızım da bu atölyenin hocası olacak :) Evdeki inşaat durumu da bitti neyseki, şimdi artık tam zamanı. Sıkı bir crafter yetişiyor :) Yaşasın CRAFT :)

Neden geldik bu hayata?

Bu blogda belli konular dışında yazılmış yazılar pek göremezsiniz ama buna kayıtsız kalmak mümkün değil. Siz de arada kendinize soruyor musunuz neden geldik bu hayata, neden yaşıyoruz? diye. İşte bunun için. Dilek Livaneli gibiler olmak için. Dilek Livaneli'nin hikayesini bu sabah yolda radyoda dinledim. 33 yaşında bir öğretmen. Atandığı küçük ilkokuldaki çocukların ve o çocukların ailelerinin hayatında o kadar büyük fark yaratmış ki. Okulu yenilemiş, çocukları sosyal ve kültürel anlamda donatmış, bulunduğu köydeki aileler arasında okuma yazma bilmeyenlerin okuma yazma öğrenecekleri imkanlar hazırlamış, iş sahibi olmayan kadınlara yönelik kurslar hayata geçirerek onlara birer zanaat ve kazanç kapısı açmış. Türkiye'de 'Mesleğinde Fark Yaratan Öğretmen' seçilmiş ve en sonunda eski ABD Başkanı Bill Clinton’ın üstlendiği Varkey Gems Vakfı (Varkey GEMS Foundation) tarafından düzenlenen ’Küresel Öğretmen Ödülü Komitesi’nin (The Global Teacher Prize) seçtiği en iyi 50 öğretmen arasında yer almış. Buraya yazmaya yetmez, en iyisi siz onu bir de buradan Dilek öğretmenin kendi blogundan okuyun. İşte bunun için hayata geliyoruz: Kendimizi, çevremizdeki insanları ve yaşadığımız dünyayı daha iyi hale getirmek, yükseltmek, yüceltmek, ihtiyaç sahiplerine yardımcı olmak ve insanlığı yüceltecek, daha iyi hale getirecek minicik bir fark yaratmak için yaşıyoruz bu hayatta. Sizi gönülden tebrik ederim Dilek öğretmen.  

Bit pazarı ganimetleri 2

İşte size göstermek istediğim diğer köşe. Fotoğraf biraz yamuk, farkındayım, kusura bakmayın lütfen :) Bu dantellerin beşini Bursa Cumalıkızık'ta bir yerel satıcıdan almıştım. Sağ üst köşedeki dantel annemin gençliğinde yaptığı bir takımın parçası. Tamamını çerçeveletip duvara asmıştım birkaç ay önce. Gördüğünüz üç tabak ise Bomonti Bit Pazarı'ndan. Üçü de asma aparatı ile satılıyordu. Tamamı Alman malı ve çok eski. O kadar güzeller ki! Ama bu köşe bu kadarla kalmayacak, farkındayım :) Güzel sabahlar.

8 Aralık 2014 Pazartesi

Bit pazarı ganimetleri 1

Bu 'Bit pazarı ganimetleri' başlığını numaralandırmayı tercih ettim çünkü daha yazacağım bu konuda. Son dönemde özel bir sebepten dolayı bit pazarlarına yolum daha sık düşüyor. Bunları da dün Dolapdere bit pazarından aldım. Soldaki Boyner Evde ve 2 TL, sağdaki ise 1 TL. Daha neler aldım neler. İnşallah derleyip fotoğraflayabilirsem yazacağım size. Hatta bu bit pazarı konusunda bazı sürprizlerim bile olabilir size :) Pazartesi gününü devirdik, göz açıp kapayıncaya kadar bitecek bu hafta. Hayallerinize daha sıkı sarıldığınız bir hafta dilerim sizlere.

Hırsız-polis

Çocukları, içlerindeki sanatı ve sanatçıyı yok etmeden büyütmenin bir formülünü bulsak keşke. Bu gördüğünüz resim henüz 6,5 yaşındaki kızıma ait. Hafta sonu okulda veli toplantısı vardı. Bu resim okulda yaptıklarından birisi. Onun çizimlerini sakladığım bir defterim var ama bu resme ayrı vuruldum. Hırsızın karalar içindeki hali, polisin kıyafetinin desenleri, polis arabasının mavi-kırmızı sireni, mutlu bulutlar, yol çizgileri, helikopter... Detaylara ve anlatım gücüne hayran kaldım. Şu helikopterin metal ayağının kavisi bile beni benden aldı. Ne yorum yapacağımı bilemiyorum. Çerçeveletip evime tablo olarak asacağım bunu. Melek kalpli miniğim benim.  

5 Aralık 2014 Cuma

Gaziantep 2

Şu an ev şantiye alanına dönmüş durumda. Salonda öyle bir inşaat hali var ki mutfağa sığınmış durumdayım. Sabah 10:00'da başlayan çalışma hala devam ediyor. Çalışanlar üç kişi ama yine de işin %30'u yetişmedi, yarın da devam edecek. Çalışma bitince ortaya çıkacak olan yeni görüntüyü paylaşmak için sabırsızlanıyorum. Neyse, nerede kalmıştık? Gaziantep seyahatimde! O nasıl bir maceraydı yarabbim! Çarşamba sabahı 06:50'de, henüz hava aymamış, kargalar gaklamamışken, Sabiha Gökçen'den Gaziantep'e uçmak niyetiyle evden çıkarken gelen telefonla herşey değişti.

Aldığım telefon, beraber Antep'e gideceğimiz partnerdan ve Gaziantep uçuşunun sabah 08:00'den 13:30'a alındığını haber veriyor. Bu öyle beklenmedik bir durum ki Antep seyahatimiz 2 gün ve bu iki güne 12 toplantı yapmak gibi bir hedefimiz var ve bu rötar programımızın bir kısmını uçuruyor. Giden gelen telefonlar ve karar süreci sonunda AHL'den Şanlıurfa'ya bilet alıyoruz. Niyetimiz 10:30'da Urfa'ya uçmak ve oradan araba ile Antep'e geçmek ama yolda biletleri alıp AHL'ye girer girmez Urfa uçuşunun da 13:15'e alındığını görüyoruz. Ardından yine bir dolu işlem, ne yapsak ne etsek konuşmaları ve sonunda kendimizi Adana'dan Antep'e kiralık bir arabada buluyoruz çünkü en nihayetinde, olası en yakın uçuş bizi Adana'ya getiriyor ve oradan araçla Gaziantep'e geçiyoruz. İşte böyle bir başlangıcın devamında Gaziantep'e gittik, 12 olmasa da 9 toplantımızı yaptık ve hatta çok görmek istediğim dört mekana da bir şekilde uğramayı başardım ki üstteki iki fotoğraf Antep'in 400 yıllık Tahmis kahvesinden. 400 yıl... Düşünebiliyor musunuz ne kadar eski olduğunu. Aslında, 7-8 yıl evvel bu mekanın tamamen orjinal halini de gördüm. Ondan 3-4 yıl sonra, yani bundan bir önceki gidişimde çok kötü bir şekilde restore edilmiş ve dört bir yana Coca Cola levhaları asılmış halini gördüm. Bu son gidişimde ise bazı yanlışlardan dönüldüğünü ve o eski orjinal haline biraz daha yakın bir hale getirildiğini farkettim, mutlu oldum.

Benim gramofonumun aynısı burada da var.  

Ortadaki devasa odun sobası koca mekanı ısıtıyor. 

Ahşap tavan orjinal ve çok güzel. 

Tabi, bir çeyreği yolda gitmiş ve 9 toplantıya ayrılmış iki günden geriye insana kaç saat kalır? Hiç saat kalır diyenler doğru bildi aslında :) Bildiğiniz hiç saat kalır. Ama ikinci günün sabahında 9 yerine 06:50'de kalkıp eski şehrin meydanına inerseniz, o çok sevdiğiniz şehri 2 saat de olsa yaşayabilir, erkenden kalkıp dükkanını açan esnafın tezgahlarını gezebilir, bakırcılar çarşısındaki taktakları dinleyebilir ve hatta en sevdiğiniz müzenin ilk ziyaretçisi de olabilirsiniz.
Gaziantep. Seni o kadar çok seviyorum ki! 

Bej-kahve kesme taştan yapılan bu binaların görüntüsü çok güzel. Gaziantep müzeler bakımından çok zengin. Bu gidişimde tek birini görsem de tüm müzelerini ezbere bildiğim bir şehir Antep. Bu arada güvercinlere dikkat :)

 Bu amca her gidişimde burada. Allah ömür versin :)



 Antep'e bu gidişimdeki keşfim Hanifi Baba oldu. Çok güzel antikaları var. Bakmaya doyamadım.
 
Bilmem siz de meraklı mısınız ama bende son dönemde büyük takıntı oldu bu geçmişten fısıldayan objeler.




 
Camcının vitrini

Eski çarşıyı gezdikten sonra 08:55'te bence dünyanın en güzel müzesi olmaya aday Zeugma Mozaik Müzesi önünde dikildiğim andan bir hatıra :) Hayatımda ilk defa bir müzenin ilk ziyaretçisi oldum. Çalışanlar çok birşey anlamadı benden, ama ben çok zevk aldım bu hızlı geziden :)

Bazı şeylerin fotoğrafını çekmek çok da doğru bir iş değil bence. Çünkü ne kadar isteseniz de fotoğraf gerçeğinin yanına yaklaşamıyor. Ama yine de birkaç fotoğraf çektim sizin için.

Yüzyıllarca önce (2. ve 3. yy) bu topraklarda yaşamış Anadoluluların ne kadar elegan ve zarif bir yaşama sanatları varmış. Bu adamların evlerinin zemini bu ise, hayatlarının geri kalanı nasılmış bir anlık da olsa gerçeğini görüp dönmek isterdim. Böyle bir yaşam anlayışı günümüzde bile yok. Bence dünya toprakları ikiye ayrılır. Roma İmparatorluğu'na ev sahipliği yapmış olan topraklar ve diğerleri. Anadolumuz gibi, ev sahipliği yapmış topraklardan her gün yeni bir zenginlik gün ışığına çıkıyor böyle. Zeugma Antik Kenti, Hellenistik Dönemin ticaret merkezlerinden birisi olmuş. Bu şehri ilk, Büyük İskender'in generallerinden Seleukeia Nikator kurmuş. Sağol varol Komutan! Gerçekten büyük bir komutanmışsın.


 




Bu güzelliğin hikayesini bir önceki yazımda anlatmıştım. Burada da eklemek istediğim şu ki, bu mozaiğin adı 'Çingene Kız' olarak kaldı ama ben çok derinden hissediyorum ki bu figür aslında bir erkek. Siz onun uzun saçlarına, kafasındaki poşusuna, gözündeki sürmeye veya kulağındaki küpeye aldanmayın. O dönemin giyim kuşam standartlarına göre bunlar erkekler için daha olağan şeyler. Kalın burna, kaşlara, bakışlardaki anlama bakarsanız siz de bana katılacaksınız. Perşembe sabahı 15 dk onunla aynı havayı soluyacak kadar şanslıydım bu hafta. Umarım bir gün bu müzeye yolunuz düşer, Gaia'nın bulunduğu o siyah labirente girersiniz ve Gaia bütün büyüsü ile karşınıza çıkar.
---
Bu akşamlık benden bu kadar. Haydi ben kaçar. Ustalar da yarın sabah tekrar gelmek üzere 5 dk önce çıktılar. Yarın sizlere Secdus'tan, parti dekorasyonu atölyemden bildireceğim. Süüüpper bir hafta sonu diliyorum sizlere.