29 Nisan 2016 Cuma

İtalya turu 2: Orta İtalya'nın Ortaçağ Kentleri

Sıra geldi 2 hafta önceki İtalya gezimizin ikinci ve son yazısına. (İlkine buradan ulaşabilirsiniz.) Bu bölgeyi özellikle ayrı yazmak istedim çünkü burası, İtalya'nın sahil kasabalarının rengarenk güzelliğinin aksine, tek renkli Ortaçağ güzelliğine, mimarisine ve tarihine sahip bir bölge. Geziye çıkmadan önce beni en çok heyecanlandıran destinasyon burasıydı. Hakkını da verdi. Baştan belirtmek lazım, burası herkese hitap edebilecek bir bölge değil ama benim gibilerin kafayı yiyeceklerini çok iyi biliyorum. Böylelerine sesleniyorum ve diyorum ki; günün birinde kendinize tam anlamı ile bir Ortaçağ deneyimi hediye etmek isterseniz, yanınıza kocanızı, sevgilinizi alın ve en kısa zamanda İtalya biletlerinizi kestirin. Üstteki fotoda görmüş olduğunuz bu hayalet köyün adı San Stefano Di Sessanio. Tam bir huzur ve aşk kasabası :) (Üstteki görseli kendim çekmedim. Web'den alıntıdır.)
İtalya gezinizden önce 'İtalya'da görülecek yerler' vb gibi araştırmalarınızın hiçbirinde karşınıza çıkmayacağını baştan belirteyim. Bir şekilde online dünya dışında kalmış bu bölge. Biz de zaten, şirketinin organizasyonu dolayısı ile buraya giden kız kardeşim sayesinde biliyoruz. Roma'ya 1,5 saat mesafedeki bu kasabanın halkı zamanında hayvancılık ve yün ticareti ile uğraşıyormuş. Yıllar yıllar önce gelir kaynakları kesilince köylerini toptan terk etmişler. Ta ki gözü kara bir turizmci buraya gelip, terk edilen harabe evleri tek tek alıp otele çevirene ve burada yeniden bir habitat oluşturana kadar herkes tarafından unutulmuş.
Burada kalmanız gereken otelin adı 'Sextantio' Cesur bir girişimci olan sahibi tarafından hayata geçirilmiş. Bu görsel spesifik olarak otele ait değil ama sağda solda bu tarz onlarca ev otele ait ve ister tek kat ister çift kat konaklama imkanı sunuyor ama odalar mağaradan az biraz hallice :) Zaten bu deneyimi Ortaçağ'a ait kılacak olan da bilhassa bu odalarda yaşayacağınız konaklama deneyimi. Bu otelde kalırsanız size Massimo yardımcı olacak. Bizden selam söyleyin :)
Biraz fikir vermesi açısından kendi odamızın görsellerini paylaşmak istiyorum sizinle. Karanlık fotolarda ne kadar fikir verecek bilmiyorum ama yine de denemeye değer.
Burası giriş kapısı ve üst kata çıkan merdiven. Oda anahtarı bildiğiniz eski sistem 1 kg'lık metal kapı anahtarlarından.

Yani şöyle bir şey.

 Oturma odanız :)

 Üst katın banyo kısmı.
Bu tahtayı hatırlayan var mı? Anneannemde vardı. Çamaşır yukardı üzerinde haşır huşur. Otel sahibi ile sohbet ettik bir ara, bütün bunları civar köylerden toparlamış.
 Sabunu, duş jeli, şampuanı el yapımı.
 Emaye ikilinin tatlılığı


Yatak yüzyıllara dayanmış bir köy yatağı. Çok yüksek. O dönemlerde insanlar hayvanlarını yatağın altına doldurur öyle uyurlarmış. Böylece hem oda hem de yatak ısınırmış.
Normalde bu tarz yerlerde çekindiğim şey, suyu düzgün akar mı? Aksa da tam ısınır mı falan filan gibi konulardır ama odaların konforu eksiksiz.



 Kahvaltı salonu
Otel'in (ve dolayısı ile köyün) çay evi. İç kısımlar yine mağara gibi.

 'Gelaterie' - Dondurmacı  
 
 

Bizdeki tel kırma benzeri bir el sanatını sürdüren kadının dükkanı. Uzaktan dantel gibi duruyor ama dokununca çok ince zarif bir metal olduğunu anlıyorsunuz.

   Dükkan sahibi yapılışını da gösterdi.  Tüm mekanizma bu şekilde.
Dünya tatlısı anneanne Maria'nın hediyelik eşya dükkanı. Maria torunu ile birlikte yaşıyor ve bu dükkanda satış yapıyor. Dükkanda el emeği ne varsa kendisi yapmış.




 Maria'dan rica ettik, bize atölyesini ve Defniko'ya aldığımız tshirtün bir örneğinin yapılışını gösterdi.
 Kalıptaki kedi şablonları vasıtası ile üstten bir el hareketi ile spatula yardımı ile boyuyor.

 Şu köşedeki mutfağın tatlılığını gördünüz mü :)
 'Seni birçok sebeple çok sevdim Maria'.



San Stefano Di Sessaino'nun nüfusu 60 kişi. Burası da yaşam olan evlerden birinin önü. Bu arada buraya yolunuz düşerse Il Cantinone'de bir akşam yemeği yemeği sakın ama sakın ihmal etmeyin. Menüde toplam 5-6 çeşit aperatif tarzı yiyecek var ama inanılmaz lezzetliler. Hatta çıtır ekmek üzerine, keçi peyniri, bal ve armut olan seçeneği deneyin lütfen. Iyyğğ dediğinizi duyar gibi oluyorum ama önce deneyin, sonra konuşalım :) Odun ateşinde fırınlanmış soslu patatesi yazarken bile ağzım sulandı şimdi :)
Burası da San Stefano Di Sessanio'ya 20 dk mesafedeki Castel Del Monte. Bu gördüğünüz yapı grubu kapsamında tek bir Allah'ın kulu yaşamıyor. Yerleşim ve yaşam, fotoda görünmeyen arka planda yeniden daha modern stilde binalarda hayat bulmuş. Bu kasabanın tüm sokaklarını tek tek gezdik ve tek bir insana rastlamadık. Burası da kıymet bilecek cesur bir turizmci bekliyor.



 Yol üstünden bir başka kasaba.

İşte böyle. Tadı damağımda kalan bir bölge daha. Eğer bu tarzdan siz de keyif alıyorsanız bir gece konaklamalı bir planlama ile İtalya gezinize bu bölgeyi de monte edebilirsiniz. İlgili foto olmadığı için yazıda değinemediğim konser, dükkan iç mekanları, şarap evi, çay evi, market gibi her biri filmlerden fırlamış sosyal ortamların iç mekanlarını da kendi gözlerinizle görürsünüz artık. Bu arada, akşam yemeğimizi yediğimiz yerdeki mekan sahibesinin babasının tesadüfen yapıp restauranta getirdiği, bize de ikram ettikleri ve tadı damağımda kalan ricotto peyniri de hiç çıkmadı aklımdan. Mümkün olsa hiç vakit kaybetmeden tekrar giderim. Güzel bir hafta sonu diliyorum herkese.

21 Nisan 2016 Perşembe

İtalya turu 1 - Positano, Amalfi, Capri, Pompei, Roma

POSİTANO
Haftalar haftalar boyu iple çektim bu tatili. Nasıl çekilmez ki İtalya! Dünya dışı bir yer. Ne ararsan bulduğun bir cennet. Bu ikinci gidişim oldu. İlkinde kuzeyini gezmiştik. Bu sefer orta-güney şehirlerini gezdik. Doğası, tarihi, insanı, yeme-içmesi, giyim-kuşamı, her konu ve her alandaki kalitesi... Her şeyiyle beni büyüleyen tek ülke. Bana soracak olursanız ne İngiltere'yi mukayese ederim İtalya ile, ne Fransa'yı.

Uçağımız 2,5 saatlik bir yolculuktan sonra Roma Fiumicino'ya inişe geçiyor. Seyahati planlarken aracımızı, Pegasus'un anlaşmalı araç kiralama şirketinden kiralamıştık. (6 gün için 209 Euro - navigasyon dahil, benzin hariç, bağımsız araç kiralama şirketlerine göre çok daha ekonomik) Hemen atlayıp direkt olarak Positano'ya geçeceğiz.


Positano, 2 sarp tepeden denize ani bir iniş yapan sarp yamaçlara kurulu bir sahil şehri. Mini mini binaları, tek şeritli daracık yolları var.
 Sağda solda minik sevimli restoranlar yol kenarları boyunca sıra sıra dizili.
Minik kasaba çok dik yamaçlara kurulu olduğu için hemen her evin deniz manzarası var.
Burası tek gece kaldığımız Eden Roc Otel'deki odamızın balkon manzarası. Positano'da çok çeşitli konaklama alternatifi var. Evini pansiyona çevirmiş olan da var, otel olarak full tesis hizmet veren de. Eden Roc daha içeri girerken 'kesin çok pahalıdır burası' dedirten ama önceki otellerde verilen fiyatlardan daha uygun fiyat vererek bizi çok şaşırtan bir otel. Eğer Positano'ya yolculuk planlıyorsanız burayı da soruşturun. Tavsiye ederken içim çok rahat. Manzara, temizlik, ferahlık ve o kahvaltı!! 10 numara!
Kahvaltı masasında kaktüs bulunan bir oteli nasıl sevmez insan hem? :)
Gezerken uğradığımız bir diğer otelin avlusu 1
Gezerken uğradığımız bir diğer otelin avlusu 2

 Positano'nun çok güzel denizi ve güzel bir plajı var. Ya şu yamaçtaki kaktüslere ne demeli?

Denizden Positano manzarası
Bu arada Positano'da nerede ne yiyeceğiz derseniz sahildeki Chez Black'de yiyeceksiniz. Şuradan en önde görünen 4 minik çam ağacının ardındaki restaurant. Burada yedikten sonra bana ufak bir teşekkür mesajı atmayı unutmazsınız artık :) 
 
AMALFİ
 
Positano -Amalfi arası çok kısa olmasına rağmen, tek şeritli bir yol olması ve aşırı virajlı olması nedeniyle normalde gerekenden 3 katı bir sürede gidebildiğiniz ama giderken de muhteşem bir manzara ile göz banyosu yapabildiğiniz harika bir yol. Amalfi'de bulduğumuz ilk otele yerleştik. Eski bir manastırdan çevirme, buram buram tarih kokan bir otel: Hotel Luna Convento. Seyahat planlıyor olup da burada kalacak olanlar bana teşekkür edecek :) Nerede kalırsanız kalın, İtalya'da da pazarlık kültürü var. Dolayısı ile pazarlık etmeden ok demeyin. Bu arada Amalfi'de denemeniz gereken pizzacı Da Maria ve akşam yemeği yemeniz gereken Restaurant ise Da Gemma. Da Gemma'da yiyecekleriniz yıllar boyu hafızanızda ilk 5 arasında yerini koruyacak. Daha da bişi demiyorum :)
Manzara göz kamaştırıcı
Daracık sokaklar, renkli panjurlu evler, mini Akdeniz şehirleri klasiği

Otel'imizin avlusu. Devasa kaktüsler ve limon ağaçları her yerde.
Positano ve Amalfi limonu ile meşhur. Her yer buram buram limon çiçeği kokuyor.
Amalfi bu kadarcık bir kasaba aslında.

İnsanın doğa ile mücadelesi.
Tekneden Amalfi
Amalfi'de rastladığım bit pazarından aldıklarım. Kaplumbağa bana, yaka iğnesi. Farecik de kızıma, küpe kısmını çıkarıp kolye yaptım.
 
CAPRİ
 
Capri adasına asıl geçiş noktası Sorrento fakat biz Capri ulaşımını Amalfi'den planladık. Sorrento'dan Capri'ye sürekli geçiş var ama Positano ve Amalfi'den sadece sabahları 2 gidiş, akşamları da 2 dönüş var. Amalfi'deki 2. günümüzün sabahı saat 09:30'da Capri'ye geçip akşam da 16:45 vapuru ile geri Amalfi'ye döndük.
Capri adasına ilk ayak bastığınız noktadan manzara. 'Nasıl yani, Capri burası mı' diyorsunuz ilk ama asıl hikaye tepedeki merkezde. Tepedeki meydanda dünyanın en lüks markaları ve bunların aralarına serpiştirilmiş tatlı minik restaurantlar var. Kendi ülkelerinin Eda Taşpınarları ve yanlarındaki adamların arzı endam ettikleri yer Capri :) Gidince ne demek istediğimi anlayacaksınız :):)

Koku anlatılabilen bir şey olsaydı keşke.
Capri'de öğle yemeği yemeniz gereken yer ise Villa Verde.  Bunu da söylemeden geçmeyelim.
 
POMPEII
Ve Pompeii. Anlatmaya gerek var mı bilmiyorum. Sadece, gitmeden önce şu filmi izleyin. Biz öyle yaptık. Gitmeden önceki son hafta izlemiştik. Gezerken ürperiyor insan. Kutsal kitaplarda anlatılan kıyameti gerçekte yaşamış ve öylece taşa dönüşmüş şehir ve insanların hikayesi Pompeii. Merak eden/seyahat planlayan açıp birinci kaynaktan okur zaten. Tüyler ürpertici.


ROMA
Pompeii'den sonraki gün ve geceyi ayrı bir yazı olarak yazacağım. Şimdilik direkt son iki güne, yani Roma'ya geçiş yapıyorum ve diyorum ki benim şehrim ROMA.
Aman Roma'da onu görün, bunu görün felan gibi saçma bir işe girişmeyeceğim tabii ki. Aklı başında her insan Roma'da nereleri gezmesi gerektiğini güzelce en iyi kaynaktan araştırır gider zaten. Burada sadece Roma'dan birkaç fotoğraf paylaşmak istiyorum ki ennnn birincisi tabi ki benim aşkım ve bu dünyadaki bence en güzel tapınak olan Pantheon. Yıllar önce içine ilk girdiğimde elim ayağım titremişti. Bence insan elinden çıkma en güzel bina bu. Ne ilginç ki insanlığın Pagan zamanından kalma. Sonradan kiliseye çevrilerek orjinali maalesef bozulsa da (Bizim Ayasofya'yı camiye çevirerek yaptığımız gibi) bugünkü haliyle de muhteşem bir şey.
Film seti gibi.
Gece manzarası

'We are against war and tourist menü'. Me, too.
I love VESPA

Diyelim ki Roma'ya gideceksiniz ve listenizi çıkardınız: benim size söyleyeceğim sadece iki şey var. Birincisi Trastevere'yi atlamadığınızdan emin olun ki burası Roma'nın bohem yüzü. Birbirinden tatlı butikler, kafeler ve restaurantlar sizi bekliyor.


İkincisi ise Via Condotti 86'daki Caffe Greco. Çaya 12 € (yaklaşık 39 TL), tiramisuya 8€ (yaklaşık 25,6 TL) falan gibi hesaplar ödemeye hazır olun ama o hesabı ödemeden dönenin iki elim yakasında olur :) 1790'dan bu yana açık olan bir cafe düşünün. Kimi kaynaklar dünyanın modern anlamdaki ilk cafe'si olduğunu söylüyor. 5-6 yıl önce gittiğimde fraklı-papyonlu 60+'lık beyaz eldivenli delikanlılar servis yapıyordu. Bu gidişimde servis kadrosunun biraz gençleşmiş olduğunu gördüm. Ambiyans mükemmel.
Trastevere
Trastevere
Trastevere

Trastevere
Trastevere
Bu yazıyı burada sonlandırıyorum. Gezinin diğer kısmını ayrı bir başlık altında, ikinci bir yazı olarak yazacağım. Roma medeniyetine ve romalılardan kalan her şeye derin bir hayranlık besliyorum. İyi ki bu dünyaya gelmişler ve bütün bu güzellikleri bırakmışlar.