17 Ocak 2017 Salı

Giden karların ardından

Nasıl bir şey bu kar? Ülkede olan biten yüzünden içimizi katran karaları kaplamıştı ki sanki meleklerle beraber indi yeryüzüne. Önce etrafı beyaza boyadı, sonra içimizi. 7 Ocaktan 11'ine kadar yağdı, yağdı, yağdı... Büyüleniyorum kar yağışını seyrederken. Hele de gecenin karanlığında sokak lambasının aydınlattığı o minicik boşluktaki dönüp durmaları yok mu? Doyumsuz seyirlikler benim için. Bol bol evde mahsur kaldık. 5 gün site dışında hiçbir yere çıkamadık. Gönüllü mahpusluk :)
Gerçeğinin büyüleyiciliği yanında fotoğraflar hiçbir şey ama yine de paylaşmam gerek bu güzelliği.  
Kar yağışının ikinci gününden bir fotoğraf. Bitkiler boylu boyunca kapanmamış henüz, göl buz tutmamış ama az kaldı. 1 gün daha sonra hepsi olacak :)
 Hem kocam, hem kızım var bu fotoğrafta, bakalım bulabilecek misiniz :)


 Ya şu sağdaki sığla ağacının güzelliği. Dört bir yanından sallanıyor küpeleri.
 Tabii evde mahsur kalınca, bol bol motif ördüm hırkam için.

Kar demek kitap demek. Aeden'e başlamıştım karın birkaç gün öncesinde. Kar günlerinde bol bol okuyup bitirme imkanım oldu. İnsanoğlu neden bu kadar vahşi ve bu gezegene neden bu kadar kötü davranıyoruz sorusunu bolca soran ve tüm kötülerin cezasını bulduğu bir hikaye. Kurgu bile olsa benim içime su serpti ama o kadar ütopik ki! Keşke yazanların tek bir dirheminin gerçekleşebileceğine dair içimde umut olsaydı. Zaten Aeden'den sonra Homo Deus'a başladım. Ufacık umudum vardıysa da bitti.



 Ve gölün tamamen buz tutmuş hali.
Göl buz tutunca da bu bıdıklar kara çıkmışlardı. Sağ olsunlar konu komşu, arada yolumuz düştükçe biz, sıklıkla da site çalışanları bakıyor besliyoruz. Çoğu yavruydu 2016 Nisan ayında. Kocaman oldular. Kar çok güzel güzel olmasına ama tabi kara sevinirken içimizde hep bir vicdan azabı. Evsiz yurtsuzlar, aç ve açıkta kalan insanlar, korunaksız barınaksız hayvanlar... Çok zor aynı zamanda. Martı kıştan saymazsak 1,5 ay kaldı kışı uğurlamaya. Sonra ver elini bahar yaz. İnşallah. Kışa doymadık ama baharı da özledik. Güzel geçsin gününüz.
 

3 Ocak 2017 Salı

01.01.2017

01.01.2017 sabahından bu fotoğraflar. Yani 'Allah'ım ne olur son bulsun ülkemde yaşanan sıkıntılar ve yeni yıl bizlere huzur getirsin' diye dua edip yatışımızın sabahı. Gece kulübünde yaşanan saldırının sabahı. Saldırganın etrafı taradığı, öldüğünden emin olmadıklarının kafalarına tekrar tekrar sıktığı gecenin sabahı. Ben bu hayvanlara özeniyordum (ve hala da özeniyorum) tam bu fotoğrafı çektiğim saatlerde.
Ne desem boş. Ne desem eski. Ne desem anlamsız. Göremediğimiz kapkara bir güç boğazımıza yapışmış, canımızı almaya çalışıyor. Düşman bir değil, beş değil. Yanı başımızda değil, içimizde.  Bir son tayin etmişler bizim için ve o sona doğru hızla götürüyorlar bizi.   
Eskiden seçim zamanları senaryolarıydı bunlar; bombalar, saldırılar, faili meçhuller. Şimdi artık günlük rutin senaryolar oldu. Nefret içimizdeki en belirgin duygu. Birileri önce kendimizden, sonra da bir diğerimizden nefret edelim diye canla başla çalışıyor. Bir olan olay var, bir de bize sosyal medya üzerinden yansıtılan çarpıtılmış bilgiler var. Ülke bir laboratuvara döndü. Deneyler yapıyorlar üzerimizde. Herkes birbirinden nefret ediyor. Türk olmaktan utanıyor insanlar. Başka ülkelere kaçma derdine düştü herkes.
Ben Türk olmakla gurur duyuyorum. Bu işler nereye varacak bilmiyorum, nerede duracak veya bir sona erecek mi onu da bilmiyorum. Ama ülkemle, insanımla, Türk oluşumla gurur duyuyorum. Biz çok üstün meziyetleri olan bir milletiz. Bugünlerin üstesinden gelmeliyiz.
Şunu da eklemekten geçemeyeceğim ki insan gerçekten korkunç bir varlık. Bir yok edici. Kendinden başka bütün türlere tecavüz eden, bulduğu her fırsatta da birbirini öldüren bir tür. Bu şartlar altında hayvanlara özenmemek elde mi? Bizim başımızdaki en büyük dert ne terördür, ne geçim derdi, ne de başka bir şey. En büyük derdimiz maalesef cahillik bizim. Bugünlere bizi getiren de cahilliğimiz değil de nedir ki zaten.

28 Aralık 2016 Çarşamba

2017 projelerim

Yılın son günleri hep böyle oluyor bana. İçimdeki yazma isteği dolup taşıyor. Fırsat buldukça da yazıyorum ufak ufak. Aralık ayı benim için bol keşifli geçti. Yeni şeyler öğrendim, henüz öğrenemediklerimi ise sıraya koydum. Şunu baştan belirteyim. Ben kağıtçıyım. Benim dünyam kağıt. Hatta buralara yeni uğrayan ziyaretçilerim belki bilmezler; bir zamanlar en büyük hayalim olan ana malzemesi kağıt olan yaratıcı fikirler üzerine hazırladığım kitabım 'Kağıttan' 2014'te raflarda yerini almıştı. Kağıtlarımı, birbirinden güzel malzemelerimi bir kenara bırakmış değilim. Diğer taraftan, yeni şeyler öğrenmek enerji veriyor bana. Bir tür zenginleşmek gibi geliyor. Gibisi fazla aslında. Yeni şeyler öğrenmek zenginleşmektir. Nokta. :) Yeter ki ellerim meşgul olsun. Benim için en büyük mutluluk ellerimin meşguliyeti sanırım.
 
Aslında 2017 için aklıma koyduğum ilk uygulama tığ işi hırka yapmaktı ama hızlıca ördüğüm motifler kendiliğinden şal şeklini aldı ve öylece kalmaya karar verdiler. Öyle olunca sizlere burada anlattığım şal 2016'nın en son uygulaması oldu ve tamamlandı. Hemen ardından hırkaya yeniden farklı iplerle tekrar başladım ve üst fotoda gördüğünüz noktaya kadar getirdim. Bunlar ön kanatlar. Fotodan bu yana 3- 5 tane daha yaptım sanırım. Tahminime göre Ocak ayı içinde hırkam tamam olacak. İp Alize Lena Gold. Tığ 3 numara. Dolayısı ile 2017'nin ilk projesine granny square motifli hırka diyebiliriz.
2017'nin ikinci projesi ise bu nakış çalışması olacak. Kitap Suzan Bates'in 'Modern Nakışlar' isimli kitabı. Tuva Yayıncılık'ın yayımladığı ve bana da set olarak hediye ettiği kitaplar arasında idi. Gerçekten çok güzel nakışlar var kitapta. Ben bu modeli seçtim. Solda Suzan Bates tarafından tamamlanmış halinin fotoğrafını görüyorsunuz. Sağda ise grafiği mevcut.
Nakış ipliklerini Pendik Kaplan'dan aldım. Sadece cumartesi günleri gidebiliyorum. O ne kalabalık yarabbi! Sanırsın cumartesi öğle saatlerinde Eminönü yokuşlarındasın. Dirsek dirseğe millet. Ama çok güzel şeyler var. Hafta içi gidebilsem takılırdım uzun uzun (Hafta içi gidebilenler benim yerime de takılsınlar rahat rahat)

2017'nin 3. projesi ise bu tığ işi cüzdan. Kitap yine Tuva Yayıncılıktan çıkan ve Agnieszka Strycharska'nın hazırlamış olduğu 'Modern ve Klasik Tığ İşi Projeleri' isimli kitabı. Metal ağızları ezilmemeyi başarabildiğim bir cumartesi yine Pendik Kaplan'dan almıştım. Ufak ufak başladım. Motifi tam çıkarabilir miyim bilmiyorum. Artık sonuç ne kadar yaklaşık olursa :)
Üstteki yumakları bu projeyi düşünerek almıştım ama biraz kalın kaldılar. Bir sonraki gidişimde muhteşem renklere sahip farklı iplikler buldum. Fotolamamışım, o nedenle paylaşamıyorum ama bu modeli diğer ipliklerle yapacağım.

İşte böyle. 2017 başlarında kısmetse bu 3 proje ile haşır neşir olacağım ve aşama aşama sizlerle paylaşacağım. Düşündükçe heyecan duyuyorum. Önümüzdeki 3 gün içinde tekrar yazamazsam eğer, sizlere güzel bir yeni yıl, sağlıklı ömürler, huzurlu kalpler, kavuşulmuş hayaller diliyorum. Kendinizi sevmeye, neyseniz onu kabullenmeye, hayatı sindirerek yaşamaya gayret edin, edelim. Öpücükler.

26 Aralık 2016 Pazartesi

Yeni yıla yeni kalem kutusu

Geçen hafta Çarşamba ve Perşembe akşamlarının eğlencesi de bu minik kalem kutusu oldu. Mavi ve Kırmızı koton iplik Fibra-Natura marka, Pendik Kaplan'dan aldım. 2 numara tığ kullandım. Tamamı sık iğneden ibaret. Kapağına da bir grannysquare çiçek kondurdum. 35 sıra zincir üzerine istediğim ölçüye getirinceye kadar sığ iğne gidip döndüm. Biri kapağa, biri de ağıza denk gelecek şekilde 2'şer sıra da kırmızı attım.
 Minik ve zarif bir şey olmasına gayret gösterdim. Zaten 2-3 kalem yeterli oluyor çantam için.
  Bıdık

 Kendi yaptığım minnoş defterlerim bile sığıyor içine :) Burada ve burada anlatmıştım size de.
 Arka plan
 Kapak içi
İşte böyle. Kendileri çantamda şimdi. Ben bunu yaparken Defnoş da zincir kolye yaptı kendine tığla ama onu çekmeyi unutmuşum :( Bir sonraki yazım da onu da ekleyeceğim. Şimdilik herkese sevgiler.

Yaşasın grannysquare öğrendim :)

Aslında 2017 hedeflerimden biriydi. Nedir bu grannysquare (büyükanne dörtgeni) diyordum bir süredir. Öğrenmek için sıraya koymuştum. Aralık ortası gibi annemin gelişiyle bir anda hızlandı her şey :) Benim canım annemin bilmediği şey yoktur. Koydum önüne fotoğrafları, hemen oracıkta öğretti bana. Tabi beni asıl gaza getiren şey instagramda ebruzulfikaroğlu ve smilenaworld adıyla göreceğiniz (zaten çoktan görmediyseniz) hesapların hırkaları oldu. Onlar ne güzel şeyler öyle yarabbim! Bayıldım bayıldım! Motifi öğrendikten sonraki gün Pendik'teki Kaplan Tuhafiye'ye gidip birkaç renkte iplik aldım ve 1 hafta 10 gün deli gibi motif ördüm.
 Yan yana, alt alta, üst üste dizip dizip seyrettim yaptıkça
 Bilmeden önce zor görünüyordu. Öğrenince ne kadar kolay olduğunu anladım.
 Ve hırka için etraflarına birer sıra siyah sık iğne çekip birbirine eklemlemeye başladım.
Bu iş acaip etkili bir rehabilitasyon. Herkese öneririm.
Montajlayıp hırkanın alt bölümünü tamamladım diye sevinirken ertesi gün o kısmı şal olarak bir güncük de olsa kullanayım dedim ve günün sonunda bu kısmı şal olarak bırakmaya karar verdim çünkü çok kullanışlı oldu benim için. Nasıl sıcak tutuyor anlatamam. Geçtiğimiz cumartesi ise hırka için sıfırdan tekrar motif örmeye başladım. Bu kısım şal olarak kalacak. Sıfırdan başladığım hırkamı da ilerlettikçe paylaşacağım sizinle. Yılın bu son haftasından iyi haftalar diliyorum sizlere. Selam ve sevgiler.

13 Aralık 2016 Salı

Mini kasnaklara devam

Bu mini kasnakları size ilk defa 26 Temmuz günü burada yazmışım. 2 adet mini kaynak, kumaşı, ipleri ve iğnesiyle Mollie Makes'in Temmuz sayısından çıkmıştı. Birbirinden güzel minik kaktüs nakışlarından hangisini seçsem diye düşünürken ilk olarak yukardaki modeli yapmıştım. Geçen hafta oturup bir modeli daha işledim.
 
Üstte gördüğünüz ikinci model ilkine göre biraz daha kolaydı. Zaten yeni bir hobiye ilk defa
başlarken mümkün olduğunca ufak başlamak, adımları minik minik atmak lazım.


 
Sonra bunu yaptım. Göründüğü üzere son derece basit ve sevimli bir model. Kız kardeşim ölmek üzere olan bir sokak kedisi buldu. Ameliyat ettirdi ve anneliğini üstlendi. Büyük bir aşk yaşıyorlar. Bu kedili işlemeyi ona hediye etmeyi düşünüyorum

(Buradaki 'düşünüyorum', tam karar veremedim, her an vazgeçebilirim anlamında :))
 Kediden sonra hızımı alamayıp bir de minik benek gözlü köpek işlemesi yaptım ama kumaş ve ip renkleri uymadı. Kumaşın beyaz, ipin de kahverengi olması gerekiyordu. Sonra da oturup bol bol foto çektim tabi :) 
Tabi annesi oturur işleme yapar da minik kuşu boş durur mu? Verdim onun da eline bir kasnak :) O da dikiverdi yanımda minik minik.  
Bu da kızımın yaptığı çalışmanın son hali. Ben elimi bile sürmedim. Altına minik bir tarih atıp çerçeve yaptıracağım bunu. Fotosu biraz titrek ama öyle tatlı oldu ki! Bakalım belki 2017'de başka çalışmalar da yaparım. Çok ince bir iş. Sabır ve titizlik istiyor.


1 Aralık 2016 Perşembe

Sarı sonbahardan kara kışa geçerken...

 
Yıllar sonra, 2016 yılının Kasım Aralık aylarını bir soran olursa bana, trafik diyeceğim. Sadece 'trafik'. Yarabbi! Bu nedir? Her akşam trafikzede olarak varıyorum eve. Geçtiğimiz 4 gün eve sırasıyla 2saat 44 dk, 2 saat, 2 saat 35 dk ve 1 saat 40dk'da (dün) vardım. Yani son 4 günde 9 saatimi trafikte geçirdim. Hatta sabahları da ortalama 1,5 saatten sayarsak 15 saat oluyor. Düşünebiliyor musunuz? Acaip bir durum. Allah'tan sabırlı bir insanım da akıl sağlığımı koruyabiliyorum. Geçici olduğunu bilmek rahatlatıyor beni. Dönem dönem deliriyor trafik, sonra normale dönüyor. Yine dönecek. İnşallah.
Onun dışında, bugünün de 1 Aralık olduğunu düşünecek olursak, sanırım en güzel mevsimi arkamızda bıraktık.

 Sarı sonbahar gitti.
 Yerine Flow Dergilerle birlikte kış geldi. Biten aboneliğimi yeniden başlattım.
Meğer ne hissediyor muşum eksikliğini.
Gören de firavun kedisi sanacak. Bir kere de gülün be, bir kere de güzel bakın. Yok :) 2 yaklaşınca kıhlayan, dünya güzeli ama kedi sokulganlığından zerre nasibini almamış ikizlerim bunlar benim :) Yemeğimizi vereceksen ver, vermeyeceksen fazla yüz göz olma haydeee :)

Burada günlerce otursam sıkılmam. Kış mevsimi insanı içe döndüren, yoğunlaştıran, duygulara yaklaştıran bir mevsim aslında.
  Süs kirazı ve sığlanın son yapraklarına elveda diyorduk düdüğümle beraber 
Ayşe Kulin'in yeni kitabı Kanadı Kırık Kuşlar yeni bitti. Cumhuriyet kurulunca Hitler zulmünden kaçıp Türkiye'ye gelen ve bilim getiren insanların hikayelerini roman içinde anlatan bir kitap. Anlatım dili olarak çok etkilenmedim ama merak ettiğim bir konuydu. Tavsiye ederim.  
 Aylardır ilk defa toplayınca bir foto aldım tabi :)

 Çınar yaprakları en sevdiğim. Kağıttan kestim ben de.
 

Bu arada güzel bir de haber aldım. Shenghen'i tam 3 yıllık vermişler bu sefer. Nasıl şaşırdım anlatamam. Her seferinde dünya kadar evrak toplamak zorunda kaldığım vize başvurularından gına gelmişti. Senghen için 3 yıl uğraşmayacağım artık. Düşündükçe mutlu oluyorum ve sağa sola bilet bakıyorum :)