Hamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ağustos 2016 Salı

Yaz bitmesin

Atabileceğim en klişe başlığı attığımın farkındayım ama ne yapayım. Bence İstanbul'da yaz çok kısa  :( Ağustos geldiği için sevinenler neye seviniyor anlamıyorum. Ağustos yazın son ayı demek benim için. Eylül başı iyice serinimsi olacak ortalık. Yaz mevsimine bir doyamadım gitti.

 Bari yaz geçmeden gündüzünün sıcağından, akşamının serininden iyice faydalanalım.

Bu arada ördeklerimiz de iyice çoğalıp koca bir koloni oldular. Şu öndekiler gri mi gri, tatlı mı tatlı minnaş yavruşlardı 2-2,5 ay önce. Kocaman oluverdiler.
 Yaz akşamlarının en büyük eğlencesi. O yüzden, yazlar bitmesin.
Öperim sevgiyle.

5 Kasım 2015 Perşembe

Sonbahar hamağı

Dün ve önceki gün, tam 11 ayrı toplantı yaptım desem inandırabilir miyim sizi acaba? Bir önceki yazımı Gaziantep'ten yazmıştım ve orada irili ufaklı tam 11 farklı şirketle görüşmem oldu. Dün akşam saatlerinde artık pilim bitmiş haldeydim. Hoş bunu kesinlikle bir şikayet olarak yazmıyorum. Güzel Allah'ımın bana en büyük lütuflarından birisi çalışan bir kadın olmam hiç kuşkusuz, bu çok net. Çalışmak, kadın olsun erkek olsun, insanın en büyük vasfıdır ve iş hayatının parçası olmak demek, hayatın içinde, kalbinde olmak demektir. Hele bir de işinizi ve çalıştığınız şirketi, beraber çalıştığınız insanları seviyorsanız, gerisi Şam'da kayısı. O zor bulunan tembellik anlarını ise ekstra kıymetli kılan çalışıyor olmak değil midir zaten :)
Bu fotolardaki tembellik durumunun savunmasını baştan yaptığımıza göre gelelim güzel fotolara :) Geçtiğimiz hafta bir fırsatını bulup soğuğa aldırmadan attım kendimi hamağa. Aslında artık çözeyim, yağmur ve daha sonra kar altında kalmasın diye gitmiştim yanına ama çözmeye kıyamadım ve iyice sıkışmış düğümleri de çözemedim zaten :)


Yerlere dökülmüş olan sarı yapraklar, Kasım ayı köşeden dönünce açıveren kasımpatılar verdi coşkuyu içime :) Sağlık huzur olsun başta, gerisi kolay.
 

19 Ağustos 2015 Çarşamba

3 saat

Bu İstanbul nasıl bir şehir. Seviyorum sevmesine (ve hatta çok seviyorum elbette) ama insanın sabrını uzun uzun ince ince test ettiği zamanlar arkama bakmadan kaçmak istiyorum (ama kolay kolay elinden bırakmıyor öyle zamanlarda da tabii ki :)) Dün yine düştüm tuzağına. Normalde trafiğe kalmıyorum akşamları. Özellikle dikkat ediyorum buna çünkü İstanbul'un en amansız trafiğine sahip olan Şişli'den çıkış yapıyorum her akşam ve köprü geçiyorum. Dün günlük rutinim aksadı ve ofisten gecikmeli çıktım. Ve tahmin edin ne oldu. Eve varışım 3 SAATİ buldu!!
 
Normalde 3 saatte neler yapıyorum neler. İstanbul'dan Bursa'ya anacığımın kollarına gidiyorum mesela (2,5 saatte), 2 film seyredebiliyorum, kızımla baş başa sürüyle craft aktivitesi yapıyorum, İstanbul'daki evimin kapısı ile Antalya arasındaki mesafenin neredeyse yarısını kat ediyorum (Daha yeni denedim biliyorum, abartı yok), 30 km koşuyorum (Yani bi nevi ev-iş arasını koşarak gelebiliyorum). Hatta ve hatta evimden 5 dakikaya ulaşabildiğim Sabiha Gökçen'den mesela Gaziantep'e, mesela Amsterdam'a, mesela İtalya'ya gidebiliyorum :)) Böyle düşününce çok çılgınca geliyor değil mi :)
Ve işte bu nedenle dün eve vardığımda (gün geceye çalarken) terapi köşemi kurdum hemen. Hamağıma yerleştim. Kitaplarımı limonatamı aldım yanıma. Ömer Hayyam'ın rubailerini derleyen bu kitabını (geçen sene sanırım) okumuştum ama yeterince hissedememişim okurken. Amin Maalouf'un Semerkant eserini okuyunca öyle bir hayranlık yerleşti ki içime bir kez daha okumaya karar verdim. Ömer Hayyam'ı ve hayatını bilerek rubailerini okumak çok daha zenginleştirici bir deneyim bence. (Hayyam'a nereden geldik, ha evet! Üstteki fotodan) Konumuza geri dönecek olursak, işte böyle bir şehir bu İstanbul. Oyunu onun kurallarına göre oynadın oynadın, oynamayınca parmağında maymun eder :) Şükürler olsun ki böylesi durumlar çok nadir oluyor. Bu arada, bu bir şikayet yazısı değil. Biraz size laf atmak istediğim için, biraz da beraber gülelim diye yazdım. İnsanın hem işini hem evini çok sevmesi öyle büyük bir lütuf ki, bu ikisinin arasında arada trafiğe kalmış lafı bile edilmez. Hatta hayata karşı nankörlük olur. Şükürler olsun ki hiçbir zaman şikayet eden bir tabiatım olmadı.
Son bir fotoyla daha size bugünkü selamımı bitireyim. Bu da geçen pazar gününün bol kahveli, bol köpüklü, bol sohbetli ve bol sevdiklerimli bir anından. Hadi kalın sağlıcakla, hayat sizi sıkı sıkı kucaklasın ve tatlı tatlı öpsün yanaklarınızdan.

27 Temmuz 2015 Pazartesi

Sıcaklar cayır

Bence bu sene yaz 25.07.2015'te geldi. Öncesinde ben böyle bir sıcak hissetmemiştim ama 25 ve 26 Temmuz'a denk gelen hafta sonu yaz mevsimi tam anlamı ile geldi bence. Gölgeler acaip prim yaptı :)
 
Tchibo'da yeni bir kamp temalı ürünler haftası var. Kamp yapmayı çok sevdiğimiz için bu kampanya ilgimizi çekti ve işimize yarar malzemeler çıktı karşımıza. Bahçe için uzun zamandır portatif ve hafif bir masa sandalye grubuna ihtiyacım vardı. Masa fotoğrafta tam görünmese de tam ihtiyacım olan bir oturma grubu olarak Tchibo'nun kamp temalı ürünleri arasından çıktı. Gölge nerede masa orada. Açıp kapaması kolay ve ürünler hafif. Evdeyken bahçede, kamptayken de dağlarda işime yarayacak. Turuncu sandalye takımın değil yalnız, onu ben ekledim.
 

 Burası da malum köşe, en sevdiğim köşe, her daim püfür püfür, her daim sallantılı :)
 

 Bugünlük bu kadar yazmak yetsin :) İyilikler, güzellikler sizinle olsun.

5 Mayıs 2015 Salı

Nedir bu hamağın olayı :)

Bu hamak denen şey nasıl bir şey? :) Sadece görüntüsünün bile insana yaydığı pozitiflik başlı başına bir olay, çok kendine has. Hamak demek; tatil, dinlenme, kafa dinleme, huzur bulma demek. İnsana çağrıştırdığı şeyler çok güzel. Bundan yola çıkarak bu yazıda sizden ufak bir ricada bulunmak istiyorum.  

Eminönü'ne bir yolunuz düştüğünde bu hamaklardan alın. Ben bunu 25 TL'ye aldım. Bu versiyonda ağaç askısı görevi görecek ipi yoktu, evdekini kullandım ölçüye göre. Alırken ya asma iplisini almanız, ya da ayrıca sağlam bir ip almanız gerekiyor. Dikkat etmeniz gereken tek şey bu. Ahşapçı-sepetçilerin olduğu sokaklarda var.

Sonra aldığınız hamağı, balkon veya terasınızda uygun bir köşe varsa oraya asın. Yoksa, hava durumuna da bakıp en yakın hafta sonuna bir piknik günü belirleyin ve pikniğe gittiğiniz yerde önce hamağınızı kurun. 

Ondan sonra atın kendinizi üstüne.  Size %100 dinlenme ve hatta mutluluk sarhoşluğu garantisi veriyorum :)

 Ben bunu alalı 1 belki 2 ay oldu. Her akşam, her hafta sonu kapışma var önünde, sonra sırayla diğerini sallama, bazen de akşam şekerlemeleri :) Bol hamaklı günler :)